Arkeoloji ile Kurulan Ülke

 

Yıkılasın israil enkazını göreyim! 

Sana ülke diyenin yüzüne tüküreyim !

Necip Fazıl Kısakürek

 

İsrail’in uluslararası arenada varlığı, binlerce yıl önce Filistin topraklarında daha önce devlet kurdukları iddiasına dayandırılır. Binlerce yıl önce devlet kurmuş olmanın, o topraklar üzerinde hak iddia etmeye vesile olduğuna dair, insanlık tarihinde bir örnek bulmak mümkün değil. Ancak Yahudiler bu iddialarını güçlendirmek için 1917 yılında İngiliz işgalinin henüz ilk aylarında arkeoloji çalışmalarına başlamışlardır. “Bu topraklarda 2000 yıl önce bir devletimiz vardı, bu yüzden bu topraklar aslında bizim” iddiasını bugün dahi temellendirmek için çalışmalarına devam ediyorlar. Bilimsel olduğu iddia edilen bu çalışmaların “sahiplik” iddiasını temellendirmesinin mantıksız olmasını bir tarafa bıraksak dahi, iddiaların doğruluğuna dair birçok şüphe bulunuyor. Gerçekten binlerce yıl önce devlet kurmuşlar mı, ve gerçekten o iki tapınak yahudiler için mi kuruldu? Bu gerçeklere, sadece onların kaynakları üzerinden değineceğiz.

(Bir sonraki paragrafta yer alacak cümleler sizleri rahatsız edebilir. İslamiyet sınırları içerisinde bir peygamberden bahsederken (as) ifadesini kullanacağım, Hristiyan ve Yahudi kaynaklarında aynı isimlere atıf verilirken İslamiyet’teki anlamlarından farklılığı göstermek amacıyla “as” ifadesini bilinçli olarak kullanmayacağım.)

Kur’an-ı Kerim’de Süleyman (as) Allah’ın elçisi ve peygamberi olduğu vurgulanarak Mescid-i Aksa’nın inşası anlatılır. Siyonist iddialarda da mabed ilk defa Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Ancak en büyük fark Süleyman’a bakış açılarıdır. Yahudilere göre Süleyman’ı biraz açalım :

Yahudilere göre, Davud bir peygamber değildir, Arp çalıp hastalara şifa veren biridir. Kral Talut’un yanında Calut ile savaşmış, sonrasında Kral Talut’a ihanet edip kaçmış ve Yahudi Devletinin düşmanlarına katılmıştır. Talut’un ölümü üzerine gelip Kudüs yönetimini ele geçirmiştir. Bir gece sarayının çatısında şehri gözlerken, evinde yıkanan bir kadın görür ve yanındakilere kadının kim olduğunu sorar. Kadın paralı olarak çarpışan Hititli bir komutanın eşidir. O gece, kadını sarayına getirtir ve birlikte olur. Daha sonra kadının kocasını; bulunduğu cephede en öne sürülmesini sağlayarak öldürülmesini temin eder. İşte bu kadın ile yaşadığı birliktelikten doğan çocuğu Süleyman; ikinci mabedi kurar. Yahudilere göre Davud cinsel sapık ve Süleyman ise zina çocuğudur.

Bu bağlamda, Süleyman kimin için kıymetlidir. Yahudiler için çapkın, dinsiz bir kral çocuğu; müslümanlar için saygı duyulan bir peygamber oğlu peygamber. Süleyman (as) mirası, elbette onu seven ve saygı duyan müslümanlara aittir.

Gelelim Yahudiler’in önünde ağlayıp durdukları duvarın hikayesine… Duvarda sallanarak dua eden, bazen de çılgın gibi hareketlerle şarkı söyleyen yahudilerin ibadetlerinin ana teması Mabedin tekrar inşa edilmesi için ilahlarına yalvarmalarıdır. 

Bu duvarı günümüzde Ağlama Duvarı olarak biliyoruz. Yahudiler ise bu duvara Batı Duvarı diyorlar. Bu duvar “arkeoloji hesaplarına göre” Kral Herod zamanında yapılmış. Kral Herod mabedi ikinci kere inşaa ettiği inanılan kraldır. Yahudilerin günümüzde özellikle bu ikinci mabedi ön plana çıkarmaları, onun kalıntılarına sahip çıkmaları gerçekten dikkat çekicidir. Kral Herod’u yine Yahudi kaynaklarına ve Yahudi bilim insanlarına göre inceleyelim, bakalım gerçekten Yahudi mi, bakalım gerçekten Yahudiler için bir mabed inşaa etmiş mi…

Herod’un babasının Edomlu olduğu biliniyor. Peki Edom nerededir? Edom arkeolojik dönemlerde Filistin’in en alt kısmına verilen isimdir. Yahudilerin azınlıkta oldukları halde yönetim haklarına sahip oldukları bir bölgedir. Ama esas şaşırtıcı olan, Kral Herod’un annesinin Arap olmasıdır. Bir çoğunuz bilirsiniz ki yahudilerin dini kurallarına göre, ancak yahudi bir annenin çocuğu yahudi olarak tanımlanabilir. Şayet anne yahudi değil ama baba yahudi ise, çocuk yahudi değildir. Annesi yahudi olmayan bir kişinin yahudi olabilmesi için tek yol, birtakım dinsel işlemlerin yerine getirilmesidir. Bu kişi kadınsa “mikve” olarak anılan arınma havuzuna girmeli, sünnetsiz bir erkek ise hem havuza girmeli hem sünnet olmalıdır. Ancak bazı Yahudi mezhepler bunu da geçerli saymaz; bir “takiyye” olarak nitelendirir çünkü onlara göre yahudi olabilmek ancak yahudi doğmakla olanaklıdır. Bu durumda Kral Herod acaba o dönem bir Yahudi olarak kabul ediliyor muydu? Yoksa ölümünden yüzlerce yol geçtikten sonra Siyonistlerce mi Yahudi Kral ilan edildi.

Herod, Roma İmparatorluğuna onlarca kez bağlılığını ispatlamış gerçek bir Romalı komutandır. Filistin bölgesinin kralı ilan edildiği Roma Senato binasından, o zamanların en güçlü iki adamı Doğu Roma yöneticisi Marcus Antonius ve gelecekte Roma İmparatoru olacak olan Augustus ile kol kola dışarı çıkar. Kral ilan edilmesi ile beraber ilk iş Roma’da Capitolino Tepesinde Jüpiter Tapınağına giderek pagan Roma tanrılarına kurban sunmak olur. Yani bu adamın o dönemde bir yahudi olarak görülmediği açıkça anlaşılmaktadır.

Capitolino

Capitolino Tepesi

Kral Herod, Filistin topraklarına kral olduktan sonra Roma’dan elde ettiği büyük ödeneklerle imar faaliyetlerine girişir. Kurduğu liman şehri CAESAREA gerçekten ihtişamlıdır. Şehrin Türkçe okunuşu Kayserya, anladığınız üzere tam bir Roma şehridir. Bu şehirde ilginç bir durum göze çarpar, şehirde kocaman bir Sinagog YOKTUR, hatta küçük bir sinagog dahi yoktur. Onun yerine şehrin en önemli yeri Liman ağzında kocaman Augustus ve Roma Tapınağı yaptırmıştır. 

İşte Yahudi kaynaklarında Herod’un kurduğu şehrin çizimi…

 

Caesarea Caesarea – Yahudi olmayan Romalı bir Kral olan Herod’un Pagan Şehri

 

Günümüzde Siyonistlere en çok desteği veren Hristiyanlar açısından da bilinmesi önemli bir tanım ile devam edelim. İncil’e göre (Matta İncili bölüm 2’de, Yeramya 31:15’ten nakille anlatılan Masumların Katli hikâyesi) Kral Herod, bir Mesih’in (İsa’nın) geleceğini öğrenince doğum yeri olacağı tahmin edilen Beytüllahim’de bütün erkek çocukları öldürtmüştür. Yani günümüzde o duvarı yaptıran adam, Hristiyan inancına göre İsa’nın öldürülmesi için masumları katletmiş bir kraldır. Tabii bunu günümüz Hristiyanlarına unutturulduğu aşikar…

Kral Herod’un ölümü de, Yahudileri ne kadar sevdiğini bizlere gösterir. Vasiyetinde, kendisi öldükten sonra Yahudilerin önde gelenlerinin Eriha’da bir hipodroma toplanmasını ve ölümünün ilan edilmesinin ardından hepsinin katledilmesini emretmiştir. Evet evet; Yahudi kaynaklara göre Kral Herod’un vasiyetine göre Yahudiler,  kendi ölümünden sonra katledilmelidirler. Gerçi ölünce hükmü geçmez, Yahudiler elinden kurtulur.

Kral Herod, bir dağa döşenmiş Herodium ismi verilen kendi yaptırdığı mabed-şehre gömülmüştür. Kral Herod’un mezarı 2007 yılında Batı Şeria’da bulunmuştur. Bu mezarın bulunması ile işgalci (yerleşimci) Yahudiler Batı Şeria’nın tamamında hak iddia etmeye başlamışlardır. 

Kral mezarında yapılan incelemelere göre; Herod’un ölümünden 70 yıl sonra Romalılara ayaklanan Yahudiler, Herodium’u işgal ederek kaleye çevirirler. Ve iki önemli değişiklik yaparlar; önce Kral Herod’un mezarını büyük bir öfke ile yıktılar. (Kral Lahitinde bulunan parçalar insan müdahelesi ile yıkıldığını ispatlamaktadır.) İkinci değişiklik ise Herodium’da bulunan büyük yemek salonunu Sinagoga dönüştürdüler. Zira Herodium’da da sinagog yoktu. Nasıl bir yahudi, mezar olarak tasarladığı komplekste sinagog yapmaz…

Tüm bunların ötesinde Yahudilerin çok imrendikleri ikinci mabetleri; Roma İmparatoru Titus tarafından MS. 70 yılında, yani yapılmasından sonra 90 yıl içinde yıkılmıştır. Bu mabed eğer Siyonistlerin savunduğu gibi Filistin topraklarının Yahudilere ait olduğunu gösteriyorsa, Mabedin kurulduğu günden bugüne kadar geçen 2000 yılın 1900 yılında o topraklara sahip olan Filistinliler bu topraklar üzerinde daha çok hak sahibi değiller mi?

Makalemde paylaştığım bilgilerin yarısı verildiğinde, sanki Yahudilerin kadim bir ırk olarak Kudüs’te yaşadıkları düşüncesi oluşabilir. Halbuki, Kudüs’te bir süre bulunmayı başarmış birkaç kabileden birisi olarak Yahudiler, binlerce yıllık Kudüs tarihinde önemsiz sayılabilecek bir süre (200 yıl) o topraklara hükmetmişlerdir.

“1200 küsur yıldır Arap çoğunluğun yaşadığı topraklar, üçüncü bir tarafça (İngiltere), 1900 yıl evvel sürülen ve çoğunluğu Doğu Avrupa’da yaşayan Yahudilere anavatan olarak vaat edildi.”

William Cleveland

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s