Ufak bir yalan kocaman sıkıntılar

Murat orta okula yeni başlamıştı. Aslında okulun olduğu semt Ankara’nın zengin sayılabilecek ailerinin oturduğu bir semtti. Muratların evi ise Ankara’da bambaşka bir mahallede olmasına rağmen, anne ve babası okula yakın bir lokantada çalıştıkları için Murat’ı bu okula yazdırmışlardı.

Okuldaki çocukların neredeyse tamamı varlıklı ailelerin çocuklarıydı. Aslında çok şımarık oldukları söylenemezdi, sonuçta hala bir devlet okuluydu orası. Ama Mamak’taki bir devlet okulundan da farklıydı. Çocukların kıyafetleri, ayakkabıları hep Muratın alışageldiklerinden daha güzel görünüyordu. Murat’ın ailesi de bu durumun farkında oldukları için okul başlamadan önce Murat’ın kıyafetlerini ona göre almışlardı. Tek çocukları ve bütün kazandıkları Murat için değil miydi?

Murat zaman içerisinde diğer çocukların ailelerinin maddi durumlarının kendi ailesinden daha iyi olduğunu farketmişti. Hepsinin evlerinde ya playstation vardı, ya XBox. Okulda muhabbet hep Murat’ın daha önce adını bile duymadığı bilgisayar oyunları üzerine oluyordu. Murat hepsine kulak kabartıyor, kendi içinden bu duruma gıcık oluyor, hayıflanıyordu. Akşam evde babası ve annesine kızmaya karar verdi. Murat’a bir tane XBox alınması gerekiyordu. Nedense o gün annesi “oğlum senin neyin var?” demişti, sanki neyi vardı ki, hiç bir şeyi yoktu. XBox’ı olsa herşeyi olurdu. “Git başımdan, bana bir XBox bile almıyorsunuz” dedi ve sinirle dönüp televizyon izlemeye devam etti. Çizgi film daha bitmemişti ki, babası gelip bir şeyler anlatmaya çalıştı. XBox oyunmuş, çocukların beyinlerine zarar verirmiş, onlar Murat’ın iyiliği için almıyorlarmış.

Ertesi gün arkadaşı Efe’ye, “XBox kötü bir şey, çocukların beyinlerine de zarar veriyormuş” dedi, “Vallaha siz bilirsiniz, benim beynim önemli, sizin beyniniz zarar gördüğünde hiiiiç benim yanıma gelmeyin…”

Ama bu da kesmedi Murat’ı… Bir iki hafta sonra, Çınar ile Ezgi, Çınar’ın babasının aldığı yeni arabayı konuşuyorlardı. Yanlarındaki sıraya oturdu, biraz daha dinledi onları… “Deri döşemeleri çok güzel kokuyor, hem arabaya bindikten sonra koltuklar kendiliğinden ısınıyor, vallahi süper bir şey” dedi Çınar. Murat dayanamadı, “Babamla dün biz de araba bakmaya gittik, babam araba işini abartıyor, şehirde bir patronun Jeep ile ne işi olur. Ama kafaya takmış, artık bir Jeep alacakmış.” Çınar Murat’ın üste çıkmasına pek aldırış etmedi, babasının yeni deri koltuklu arabasını anlatmaya devam etti.

Ertesi gün, Ezgi Murat’ın yanına gelip, “Dün internette baktım, Jeep’ler çok büyük arabalarmış. Baban yeni arabasını aldı mı?” dedi. “Parasını vermiş, gelecek haftaya gelecekmiş” diyiverdi Murat.

Aradan bir iki hafta geçmişti, Murat artık XBox oyunlarını hiç görmemiş olsa da, sanki gözü kapalı oynayacakmış gibi biliyordu. Hatta Fifa’nın şifrelerini bile ezbere biliyordu. Yine böyle bir muhabbette, arkadaşı Cem, “Murat’ın babası yeni Jeep almış, Limited 4×4 hem de rengi dalgalı bejmiş. Far ışığı geldiğinde maviye dönüyormuş.” Murat dediklerinden hiç bir şey anlamamıştı, ne diyeceğini de bulamamıştı. “Aslında bu ikinci arabası, daha önce hiç Jeep binmemişti, spor arabaları seviyorum diyordu, ama son zamanlarda artık yaşlandım Jeep alacağım deyip hemen gitti aldı.”

Aynı gün öğle vakti Matematik dersinden sonra, bu seferde Cem geldi yanına, “Babanın spor arabası mı varmış! Hem de elektrikli Tesla’sı varmış.” Murat ne buna da ne diyeceğini bilemedi, “Elektrikli arabayı ilk çıktığında aldı, ama artık pek binmiyor” diyiverdi.

Akşam evde düşündü, artık okulda herkes onu konuşuyordu. “Vay be harika bir şey bu” dedi kendi kendine. Bütün çocukların Murat’a bakışı değişmişti.

Okulda artık Murat’da kendini, diğer çocuklara dahil olmuş gibi hissediyordu. Bir gün derste okul müdürü kapıyı çalıp içeri girdi. “Çocuklar okulun çatısı yağmurlarda su akıtıyor, kar yağmaya başladığı zaman durum daha da kötü olacak. Devlet bir miktar bütçe veriyor. Ama biz kalıcı ve kaliteli bir şeyler yapmak istiyoruz. Sizlere birer kağıt dağıtacağız. Bunları lütfen ailelerinize gösterin. Ailelerininizden az-çok destek rica ediyoruz. Ben gelecek hafta cuma gününe kadar sizlerden geri dönüşleri bekliyorum. Unutmazsınız değil mi!”

Günler hızlıca geçtiğinde, müdür beyin dediği o Cuma günü de gelivermişti. Herkes evinden getirdiği içinde para olan zarfı kutuya bıraktı. Bir tek Murat’ın eli boştu. Annesi babası evi ancak geçindirebiliyorlardı ve babasının cüzdanında sadece 20 TL çıkmıştı. Murat hiç oralı olmadan etrafına bakarken bir anda Çınar’ın sesini duydu. “Murat sen niye zarfını bırakmadın”. Tam müdür bey duruma müdahele edecekken, Ezgi’nin sesini duydu “Murat’ın babası çok zengin, o istese hepsini yaptırır.” Müdür bey “çocuklar isteyen ve imkanı olan destek verebilir, kimsenin verdiğine ya da vermediğine karışamayız” dese de, Murat’ın hiç altta kalmaya niyeti yoktu. Arkadaşlarına ne kadar zengin olduklarını göstermeliydi. “Öğretmenim babam yurt dışında olduğu için isteyemedim, ama whatsapp’dan konuştuk, dönünce 5bin lira gönderecekmiş”. Bir anda sınıfta herkes konuşmaya başladı, “Vay arkadaş ne babalar var.”, “oha paraya bak”, “yürü be”. Murat yine inanılmaz keyiflenmişti. İşte sonunda herkes Murat’ı konuşuyordu, herkes Murat’a imreniyordu.

Akşam evde yaşadıklarını düşünmeye başladı. Şimdi 5bin lirayı nereden bulacaktı? Hemen kafasında süper bir plan yaptı. Okuldaki çocuklar nasıl olsa zenginlerdi, okuldaki tüm çocukların harçlıklarından ufak ufak alsa, bu para rahat rahat toplanırdı. Ama bu işi nasıl yapacaktı. Kafasında bir kaç plan daha vardı ama acaba doğru olur muydu? Ya yakalanırsa! Amaaan, işini iyi yaparsa yakalanmazdı, ayrıca kimseyi rahatsız etmeyecek bir miktar alacaktı ve dahası onlar zaten zengindi, farketmezlerdi.

Hafta başı ilk gün Murat planını uygulamaya koydu. Kalbi deli gibi atıyordu. İnanılmaz heyecanlıydı. Herkesin derste olduğu bir anda, tuvalete gitmek için öğretmeninden izin istedi. Sınıftan çıkar çıkmaz hemen bir alt koridordaki 6-B sınıfına gitti. Onların şimdi beden eğitimi dersleri vardı. Kimse görmeden usulca içeri girdi, kalbi iki kat hızlı atmaya başladı. Sessizce bir kaç çantayı kurcaladı ve içlerinde bulduğu kadarıyla biraz para alıp hemen hızlıca sınıfına döndü. Hala çok heyecanlıydı, ama işte başarmıştı.

Aynı gün içerisinde bir kaç defa daha tekrarladı bu planını. İşler tıkırında gidiyordu. Artık ilk baştaki kadar da heyecanlanmıyordu. Ertesi gün sabahtan yine çok sık olmamak üzere planını yeniden uygulamadı. Ama bilmediği bir şey vardı. Gizlice girdiği sınıflardaki öğrencilerin bazıları çantalarındaki paranın eksildiğini farketmiş ve öğretmene söylemişti. Bu durumu duyan o sınıftaki diğer öğrencilerde çantalarını kontrol edince sınıfa birinin gizlice girdiği anlaşılmıştı. Durum okul müdürüne intikal ettirilmişti. Okul müdürü aynı şikayeti aynı gün içerisinde 2 farklı sınıftan daha alınca, durumu anlamıştı. Bu sınıfların ortak özelliği o gün içerisinde hepsinde beden eğitimi dersinin olmasıydı. Müdür bey de ertesi gün beden eğitimi dersi olan sınıfları tespit etti, bu sınıflarda da aynı şeylerin bir daha yaşanması ihtimalini düşündü.

Murat planını uygulamaya koyduğu 3. gün planına kaldığı yerden devam etti. Yine sınıftan çıktı, hesapladığı 4.C sınıfının kapısından içeri girmeden önce etrafını kontrol etti, hem etrafta hem de sınıfta kimsecikler yoktu. Yavaşça içeri girdi. Ancak bu sefer bilmediği bir şey vardı. Müdür bey uzaktan sınıfı gözetliyordu! Bir çocuğun sınıfa girdiğini farkedince, usülce o da sınıfın kapısına geldi, aralıktan içerde neler olduğunu gözetlemeye başladı. İçerdeki çocuk bir çantayı kurcalıyordu. Aslında herşey ortadaydı, ama yine de inanmak istemediği için belkide çocuğun kendi çantasıdır diye düşündü. Maalesef çocuk hemen ardından yan sıradaki çantayı kurcalamaya başladı.

Murat o sınıfta da işini bitirince daha fazla oyalanmak istemedi. Nedense bu sefer ilk yaptığındaki gibi bir endişe kaplamıştı bedenini. Kendini sakinleştirmeye çalıştı, hem kötü bir şey yapmıyordu ki, okulun iyiliği için diye kendini kandırmayı başarıyordu. İşin doğrusu okulun iyiliği için değil, arkadaşlarının kendisini kıskanması için yaptığını kendine itiraf edemiyordu. Yaptığı kötülüğü bir şekilde örtmeyi başarmış ve aslında kendini kandırmıştı. O sınıftada işi bitince kapıya doğru yanaştı, kapı biraz kıpırdamıştı. Acaba biri mi var diye düşündü. Hafif korkarak kapıyı açtı, kimse yoktu! Koridor da bomboştu. Hemen hızlıca sınıfına döndü. Sınıfının kapısından içeri girince derin bir ‘oh’ çekti. Artık bu iş, onu gerçekten germeye başlamıştı.

O gün akşam, henüz perşembe olmasına rağmen çıkışta dağılmamışlardı. Cuma akşamları İstiklal Marşı okudukları törene benzer şekilde sınıflar toplanmaya başlamıştı. Ve Müdür bey kürsüye geçti. Usül usül konuşmaya başladı. Ama bu her zaman ki uzun konuşmalarını gibi değildi. Daha gergin, daha üzgün görünüyordu. “Çocuklar bir kısmınızın farkettiği üzere, maalesef okulumuzda son bir kaç gündür hırsızlık olayları yaşanmaya başladı. Biz de bu işi takip edip, hırsızı tespit ettik!” O anda Murat kendini bayılacak gibi hissetti. Nasıl olurdu bu, kimse onu görmemişti. Kalbi yine deli gibi atmaya başladı. Müdür bey konuşmasına devam etti “Hırsızın kim olduğunu tespit ettik ve polislere haber verdik. Onlar da gelip hemen yakaladılar. 40 yaşında 3 çocuk babası bir adamın bunu yapması bizi çok şaşırttı. Şimdi bu adam; en azın 5 yıl hapiste, çocuklarından uzak kalacak. O üç çocuk da babalarının yaptığı hata yüzünden baba sevgisinden mahrum kalacaklar. Çocuklar biz sizleri ahlaklı yetiştirmeye çalışıyoruz. Lütfen hayatınızın hiç bir döneminde siz bu duruma düşmeyin, ve arkadaşlarınızın da bu duruma düşmesine izin vermeyin…” Murat şaşkınlığı bir kat daha artmıştı. İlk başta içi rahatlı, O’nu bulamamışlardı. Kurtulmuştu. Ama hemen sonra o sözler aklına geldi; “üç çocuk”, “beş yıl babasız”!!! Kendisinin yaptığı bir şey yüzünden birçok insan suçsuz yere cezalandırılmış oluyordu. Ne yapacağını bir an şaşırdı. Boşver diyesi geldi ama nasıl boşverecekti. Bu çok ama çok vicdansızlık olurdu. İçi kocaman sıkıldı, bu sefer korku değil ama anlatmaya zorlandığı ağır bir yük yüklenmiş gibiydi omuzlarına, dünya üzerine çöküyor gibiydi. Bütün enerjisi ve neşesi kaçmış, o çocukların halini düşündükçe dünya başına yıkılıyormuş gibi oluyordu.

Tören bittikten sonra herkes servislere doğru dağılmaya başladı. Murat ise öylece kalakalmıştı. Sonra kendisini müdüre doğru yürürken buldu. Ayakları bir şekilde onu müdüre doğru götürüyordu. Müdür bey de dönmüş okulun içine girmiş odasına doğru gidiyordu. Murat da okula girdi, merdivenleri tırmanırken ne yaptığının hiç farkında değildi. Bir şekilde yürüyordu, ama sanki o esnada dünyada değilmiş gibiydi. Bu iş nasıl buralara gelmişti?

Müdür beyin odasının önünde geldi. Artık o Murat değildi, fırtınalı endişe deryasında çırpınan küçük bir hamsi gibiydi. Dalgalar vurdukça bir oraya bir buraya savruluyor gibiydi. O savrulmalardan birinde kendisini kapıyı çalarken buldu. Yüzü buz kesmiş, donuk bir ifadeyle içeri girdi. Kafasını kaldıramıyordu, yüzü yerde müdürün masasına doğru ilerledi. Hala müdürün yüzüne bakamamıştı. Sonra konuşmaya çalıştı, “Öğretmenim belki de hırsız o adam değildir.” ve sonrasını getiremedi. Artık kendini öylece bıraktı, daha fazla bu yükü taşıyamacaktı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. O esnada hiç beklemediği bir şey oldu, o çok korktuğu okul müdürü yanına geldi, yanaklarındaki göz yaşlarını silip saçını okşamaya başladı. “Murat sen ne yaptığını biliyorsun, bunun hatalı olduğunu anlayıp yanıma gelmene inan çok sevindim. Senin tertemiz bir kalbin var. Senin vicdanın işlerin daha kötüye varmasına izin vermedi. Bu kadar ders sana yeter. O aldığın paraları bana geri getir, bu durum ikimizin arasında kalacak. Bugün seni daha fazla üzmeyeceğim, ama yarın öğleden sonra gel seninle hem dondurma yiyelim, hem de biraz hayatı konuşalım”

Murat ilk bir kaç cümleden sonrasını pek duymamıştı. Bir anda kendini inanılmaz hafiflemiş hissetti. Kendini bu hale nasıl soktuğunu düşündü. Bir küçük yalanla başlamıştı herşey. Yalanın büyüğü küçüğü olmaz dediğini hatırladı dedesinin ve şimdi anladı bunun ne demek olduğunu. Artık bu oyunu daha fazla oynamak zorunda kalmayacağı için içini bir huzur kapladı ve okul müdürüne sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti. Ağladıkça içini boşalttı. Okul müdürünü hayatı boyunca bir daha hiç unutmayacaktı. Ve yine hayatı boyunca asla ufacık dahi olsa yalan söylememeye karar verdi.

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s